Bilim insanları, And Dağları ile Amazon Nehri arasında gerçekleştirilen önemli bir araştırma sonucunda daha önce tanımlanmamış birçok yaratık keşfetti. Conservation International ekibi tarafından yürütülen bu çalışma, toplam 2 bin 46 yeni türü bilim literatürüne kazandırdı. Modern teknolojinin yanı sıra yerel toplulukların desteğiyle gerçekleştirilen bu araştırmada, memeliler, sürüngenler, balıklar ve böcekler gibi çeşitli hayvan gruplarına ait birçok yeni canlı tanımlandı.
Araştırmanın en dikkat çekici bulgularından biri, Daptomys cinsine ait yarı sucul bir fare türü oldu. Bu tür, dünyanın en nadir kemirgen gruplarından biri olarak biliniyor ve kendine özgü morfolojik yapısı ile ekolojik özellikleri detaylı bir şekilde incelendi. Ayrıca, yeni keşifler arasında perdeli ayaklı amfibik fare, özel bir ağaç kurbağası, dar ağızlı kurbağa türü ve tırmanan bir semender gibi ilginç canlılar yer aldı.
Biyoçeşitliliği belgelemek amacıyla bilim insanları, Amazon’un ulaşılması zor bölgelerinde kamera tuzakları, biyoakustik sensörler ve çevresel DNA analizlerini eş zamanlı olarak kullandı. Bu çok yönlü araştırma yöntemi sayesinde toplam 151 memeli, 68 balık, 45 sürüngen ve 536 kuş türü gözlemlendi. Tanımlanan türler arasında en az 48 organizmanın bilim dünyası için tamamen bilinmeyen türler olduğu tahmin ediliyor.
Araştırma sonucunda kataloglanan 536 kuş türünden 26’sının nesli tükenme tehlikesi altında olduğu belirlendi. Özellikle kızıl tepeli sinek kuşu (Lophornis delattrei) gibi nadir türlerin yaşam alanları, kontrolsüz ormansızlaşma ve tarımsal genişleme nedeniyle ciddi bir tehdit altındadır. Toplanan veriler doğrultusunda, türlerin hayatta kalabilmesi için Alto Mayo ve Cordillera Escalera bölgeleri arasında bir “ekolojik koridor” oluşturulması gerektiği kararlaştırıldı.
Awajún yerli topluluklarıyla iş birliği içerisinde yapılan bu keşif gezisi, yerel bilgi ve modern bilimin entegrasyonuna güzel bir örnek teşkil etti. Araştırma ekibi lideri Trond Larsen, bu kadar yoğun bir bölgede dört yeni memeli türü keşfetmenin olağanüstü bir başarı olduğunu vurguladı. Elde edilen bulgular, bölgedeki ekosistemin korunması için hazırlanan sürdürülebilir kalkınma modellerinin geliştirilmesine temel oluşturdu.